|
|
|
|
|
||
|
Terörün Finansmanının Önlenmesi Konusunda Uluslararası Çalışmalar
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM) ÇALIŞMALARI Terörle mücadelenin ancak uluslararası çaba ve katılım sonucu başarıya ulaşabileceğinin farkına varılmasının ardından BM bünyesinde bu alanda çeşitli protokol ve sözleşmeler hazırlanmış ve ülkelerin imzasına açılmıştır. Söz konusu sözleşmelerin düzenledikleri suçların birçoğu devletlerin iç hukuklarında esasen bu sözleşme ve protokollerin hazırlanmasından önce de suç olarak düzenlenmiş bulunmakta idiler. Bundan dolayı, sözleşmelerin asıl özelliği düzenledikleri suçları uluslararası terör suçu olarak öngörmeleri ve bu suçlarla ilgili olarak geniş kapsamlı uluslar arası işbirliği öngörmeleridir. BM’nin bünyesinde hazırlanan söz konusu sözleşme ve protokoller şu şekilde sıralanabilir: Yukarıda sayılan ve Türkiye’nin de imzalayıp onaylamış olduğu sözleşmelerin, terörle ve terörün finansmanı ile mücadelede yeterli ve etkin olamamaları üzerine özellikle terörün finanse edilmesi olgusunu da ele alacak bir sözleşme hazırlanması gereği üzerinde duruldu ve netice itibariyle, 1999 yılında yukarıda sıralanan 9 sözleşme ve protokole ekinde yer veren BM Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmesi hazırlandı. Terörün finansmanını engellemek amacıyla Fransa önderliğinde yapılan çalışmalar neticesinde, 9 Aralık 1999 tarihinde Birleşmiş Milletler nezdinde, “Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme” hazırlanmış ve 10 Ocak 2000 tarihinde Devletlerin imzasına açılmıştır. Sözleşmenin yürürlüğe girmesi için 22 devletin Sözleşmeyi onaylaması zorunluluğu, bugüne kadar Türkiye dahil birçok devletin sözleşmeyi onaylaması ile karşılanmış ve sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin temel özelliği terörün finansmanını ayrı bir suç olarak düzenlemesi ve ister yasa dışı ister yasal kaynaklardan elde edilmiş olsun terörün finansmanında kullanılan veya kullanılacak ya da terörün finansmanından elde edilecek gelirlere el konulması hükmünü getirmesidir. Sözleşmenin 2. maddesi ile terörün finansmanından neyin anlaşılacağı açıklanmıştır. Buna göre, bir kimsenin sözleşmede belirtilen eylemlerde kullanılmak amacıyla ya da kısmen veya tamamen bu tür eylemlerde kullanılacağını bilerek fonlar toplaması ve sağlaması terörün finansmanı sayılır. Sözleşmede belirtilen eylemler ise şunlardır: Bir topluluğun gözünü korkutmak veya bir hükümeti ya da uluslararası kuruluşu bir şey yapmaya veya yapmamaya zorlamak için, sivil şahısların veya bir çarpışmada (savaşta) aktif görev almayan kimselerin ölümüne veya ağır yaralanmasına yol açacak eylemler ile sözleşme ekinde yer alan sözleşme ve protokollere göre suç sayılmış olan eylemler. Özellikle “1” numaralı kısımda belirtilen tanımlama teröre, bundan önce yapılmış bulunan Sözleşmelerden çok daha kapsamlı bir açıklama getirmiştir. Ve de Sözleşmeye taraf Devletler, 2 ila 10 numaralı kısımda belirtilen Sözleşme ve Protokollere taraf değillerse bunlara çekince koyabilme hakkına sahip iken “1” numaralı kısımda sayılan eylemlere çekince koyamazlar. Yukarıda yapılan açıklamalardan akıllara şu soru gelebilir: “Terör örgütüne finans sağlamak mı; yoksa sözleşmelerle terörist eylemler olarak görülen belli somut fiilleri finanse etmek mi suç sayılmıştır?” Bu sorunun cevabı tam anlamıyla Sözleşmenin uygulanması sırasında verilecek olmakla birlikte gerek Sözleşmenin amacı ve başlığından, gerekse Sözleşmenin giriş bölümü ve tüm metninden, terörü finanse etmek suçunun salt somut bir takım aktiviteleri finanse etmek olmadığı, aynı zamanda bu tür yöntemlere baş vuran terör örgütlerine yapılan finansal yardımları da kapsadığı sonucuna varılabilir. Zira bu tür eylemlerde bulunan bir örgüte finansal yardımda bulunan bir şahıs, er ya da geç, doğrudan veya dolaylı olarak verdiği paraların terörist aktivitelerde kullanılacağını bilir ve göze alır. Ayrıca Sözleşmede terörün finansmanı suçunun oluşması için, bu paraların gerçekten yukarıda sayılan eylemlerde kullanılması şartının aranmaması da; yukarıdaki görüşü doğrular niteliktedir. Sözleşmenin 3'üncü maddesinde, suçun tek bir devlette işlenmesi, söz konusu suçlu ve mağdurların o Devletin vatandaşı olması, söz konusu suçlunun o Devletin sınırları içerisinde bulunması ve başka bir Devletin yargılama yetkisinin bulunmaması durumunda bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu hükmün anlamı, Sözleşmenin birden çok devleti ilgilendiren terörün finansmanı konusunda bağlayıcı olduğudur. Ancak yine aynı maddede Sözleşmenin 12 ila 18. maddelerinin, suç tek bir devleti ilgilendirse dahi uygulama alanı bulabileceği belirtilmiştir. (12 ila 18.maddeler arasında uluslararası işbirliği ile ilgili hükümler getirilmiştir.) Sözleşme, terörün finansmanını suç olarak düzenlemekle kalmamış, aynı zamanda bu suçun önüne geçebilmek için bir takım somut önlemler getirmiştir. Bunların bir kısmı uluslararası yardımlaşmanın sağlanması amaçlıyken, bir kısmı ise terörü finanse eden kaynakları kurutmaya yöneliktir. Şöyle ki; Sözleşmede uluslararası yardımlaşmanın sağlanabilmesi için bir yandan taraf devletlerin, terörü finanse etme suçunu, politik, etik, etnik, dinsel veya benzer diğer sebeplerle mazur göremeyecekleri ve mümkün olduğu ölçüde birbirleriyle yardımlaşacakları hükmü getirilmiş, diğer yandan ise, terörün finansal kaynaklarının kurutulabilmesi için taraf Devletlerin, terörün finansmanında kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan paraların belirlenmesine, tespitine ve ele geçirilmesine yönelik olarak, FATF’nin 40 Tavsiye Kararlarında olduğu gibi banka ve mali kurumlara kimlik tespiti yapma, isimsiz hesap açmama, şüpheli işlem bildiriminde bulunma gibi yükümlülükler getirmeleri ve para transfer eden kurumların ve nakit paranın sınırdan geçişinin denetlenmesi için düzenlemeler yapmaları istenmiştir. Sözleşmenin 8'inci maddesinde taraf Devletlerin olay bazında ele geçirdikleri malvarlıklarının taraflar arasında paylaşılmasını düzenleyen ek Sözleşmeler yapabilecekleri ve bu suçlardan zarar gören şahısların tazmini için bir fon oluşturabilecekleri belirtilmiştir. Suç mağdurlarının zararlarının tazminine yönelik bir fon oluşturulması fikri, daha çok Anglosakson hukukunda uygulama alanı bulan “Onarıcı Ceza Hukuku Kuramı”nın bir yansımasıdır (aynı durumu Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Dair Medeni Hukuk Sözleşmesinde de görebiliriz). Sözleşmeye taraf devletin yargılama yetkisi geniş anlamda ele alınmış ve suçun özünde mali, politik olmasının suçlunun iadesine engel teşkil etmeyeceği hüküm altına alınmıştır (Ancak yine Sözleşmenin 15'inci maddesine göre, taraf bir Devletin, kendisinden talepte bulunulan kişinin iadesi gerçekleştiği takdirde, iade edilen kişinin sırf sırf, ırkı, inançları, etnik kökeni veya politik düşünceleri nedeniyle cezalandırılacağı yönünde somut verileri varsa iade talebini reddedebilir). Bundan dolayı Sözleşme uyarınca yabancı bir devlette, başka bir devletin aleyhine faaliyet gösteren terör örgütünü finanse eden kişiyi zarar gören devletin yargılama hakkı vardır. Eğer bu şahıs başka bir devlette ise, şahsın bulunduğu devletin makul nedenleri yoksa bu şahsı iade etmesi, iade etmemek için makul nedenleri varsa (vatandaşlık gibi) yargılaması ve finansmanda kullanılan malvarlığına el koyması gerekir. Çünkü Sözleşme suçu uluslararası anlamda ele almış, taraf Devletlere, kendilerine zarar vermeyen terörist aktiviteleri finanse eden hareketleri cezalandırmama konusunda inisiyatif tanımamıştır. Bu alanda yapılmış diğer uluslararası çalışmalar ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin çıkarmış olduğu Kararlardır. BM Güvenlik Konseyi, terörün önlenmesine yönelik olarak yayınladığı 1267, 1269, 1333 sayılı Kararlarının ardından terörizmin yanı sıra terörizmin finansmanının da önlenmesi ile uluslararası alanda terörizmle etkin bir mücadelenin gerçekleştirilebileceği görüşünden hareketle 1373 sayılı Kararını yayınlamıştır. Bu Karar ile BMGK; a) Terörist eylemlerin finansmanının önlemesine ve cezalandırılmasına; b) Hangi şekilde olursa olsun, doğrudan ya da dolaylı olarak uyrukları tarafından toprakları üzerinde terörist eylemleri işlemek için veya bunların terörist eylemleri işlemek için kullanılacağı bilinerek kasten malî kaynak temini ve toplanmasının suç haline getirilmesine; c) Terörist eylemlerde bulunmak suçunu işleyenlerin ya da işlemeye kalkışanların, bu nev’i eylemleri kolaylaştıran ya da onlara katılanların, bu şahıslara ait veya bu şahıslar tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak denetlenen kuruluşların ve anılan şahıs ya da kuruluşlar adına veya bu şahıs ya da kuruluşların talimatları doğrultusunda hareket eden şahıs ya da kuruluşların, ve bu şahıslar ve kuruluşlarla ortak olan veya onlar tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak kontrol edilen bu şahıslara ait mal varlıklarından doğan anapara da dahil olmak üzere, anaparalarının ve diğer malî varlıklarının ve ekonomik kaynaklarının vakit geçirmeksizin dondurulmasına; d) Toprakları üzerinde bulunan kendi uyrukları veya bütün kişi ve kuruluşlardan, doğrudan veya dolaylı olarak, terörist eylemlerde bulunmak suçunu işleyenlerin ya da işlemeye kalkışanların , bu nev’i eylemleri kolaylaştıran ya da onlara katılanların, bu şahıslara ait ya da doğrudan veya dolaylı olarak bunlar tarafından kontrol edilen kuruluşların ve bu şahısların adına ya da talimatları doğrultusunda hareket eden şahıs ya da kuruluşlara anapara katmalarının, malî katkıda veya ekonomik kaynak veya malî ya da buna bağlı diğer hizmette bulunma ve sağlamalarının yasaklanmasına; karar vermiştir. Ayrıca 1373 sayılı Karar ile devletlerin;
DÜNYA BANKASI VE ULUSLARARASI PARA FONU (INTERNATİONAL MONETARY FUND – IMF) ÇALIŞMALARI Dünya Bankası ve IMF’in misyonu birbirinden farklılık arz etse de genel olarak aklama ve terörün finansmanıyla mücadele yöntemleri benzerlik göstermektedir ve bu alanda birlikte ortak çalışmalar yürütmektedirler. Dünya Bankasının temel amacı dünya üzerindeki yoksulluk ile mücadele etmektir. Bu amaçla Dünya Bankası maddi ve teknik yardım sağlamak suretiyle ülkelerin gelişme kapasitelerinin artırılmasını teminen gerekli çalışmalarda bulunmaktadır. IMF’in temel amacı ise makro ekonomik çerçevededir ve dünya üzerindeki mali istikrarın sürdürülmesine yönelik çalışmalarda bulunmaktadır. Nisan 2001 tarihinde Dünya Bankasının ve IMF’in İcra Direktörleri Kurulları aklamanın ülkelerin gelişimine ve mali istikrarın sağlanmasına yönelik ciddi bir tehdit unsuru olduğunu belirtmişler ve bu kapsamda çalışmalara başlamışlardır. 11 Eylül 2001 olaylarının ertesinde ise anılan Kurullar faaliyetlerini terörün finansmanını da kapsayacak şekilde genişletmişlerdir. Ayrıca, Kurullar Temmuz ve Ağustos 2002 tarihinde FATF’in aklama ve terörün finansmanına ilişkin 40 Tavsiyesini ve münhasıran terörün finansmanının önlenmesine yönelik hazırlanan 9 Özel Tavsiyesini temel uluslararası standartlar olarak kabul etmiştir. Kurullar, aklama ve terörün finansmanıyla mücadeleyi operasyonel çalışma alanı olarak belirlemiş ve bu kapsamda Kasım 2002 tarihinde uluslararası nitelikte kapsamlı bir değerlendirme metodolojisini kullandıkları 12 aylık pilot programı uygulamaya koymuşlardır. Söz konusu pilot program kapsamında; IMF ve Dünya Bankası ülke değerlendirmelerinde bulunmuş ve pilot program sonuçlarını aldıkları Mart 2004 tarihinden sonra da bu alandaki çalışmalarına devam etme kararı almışlardır. Ayrıca, bu çalışmalar sırasında FATF ve FATF benzeri bölgesel kuruluşlarla da işbirliğinin devam ettirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dünya Bankası ve IMF tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında; uluslararası diyalogun geliştirilmesine yönelik girişimlerde bulunulmuştur. Ayrıca, bu kapsamda uluslararası aklama ve terörün finansmanıyla mücadele değerlendirme metodolojisinin geliştirilmesi ve eğitim faaliyetlerinin yoğunlaştırılması yoluyla kurumsal kapasitenin geliştirilmesine yönelik çalışmalar da yapılmıştır.
AVRUPA BİRLİĞİ (EU) ÇALIŞMALARI 2005/60 sayılı Finansal Sistemin Karapara Aklama ve Terörizmin Finansmanı Amacıyla Kullanılmasının Önlenmesine Dair Direktifin 1 inci maddesinde; üye ülkelerin karapara aklama ve terörün finansmanını yasaklamaları gerektiği ifade edilmiş ve anılan maddenin 4 üncü fıkrasında terörün finansmanının, terörle mücadeleye ilişkin 13 Temmuz 2002 tarih ve 2002/475/JHA Konsey Çerçeve Kararının 1 inci ve 4 üncü maddeleri arasındaki suçlardan herhangi birini gerçekleştirmek amacıyla kullanılacağı bilgisiyle ya da kullanmak kastıyla doğrudan ya da dolaylı olarak fonların toplanmasını ifade ettiği belirtilmiştir. 2005/60 sayılı Direktifin 2 nci maddesinde Direktifte belirtilen tedbirleri uygulamakla yükümlü tutulan gruplar sıralanmış ve 2005/60 Sayılı Direktifin Uygulanmasına İlişkin 2006/70/EC Sayılı AB Direktifinde de anılan yükümlü gruplarına ilişkin ülkeler tarafından benimsenebilecek istisnalar belirtilmiştir. 2005/60 sayılı Direktif kapsamında; hak sahibi ve siyasi nüfuz sahibi kişiler tanımlanmış, isimsiz hesap açılması yasaklanmış, yüz yüze olmayan işlemler ve muhabir bankacılık işlemlerinin nasıl yürütülmesi gerektiği hususu belirtilmiş ve “Müşteriye özen ilkesi (Customer Due Diligence-CDD)” ne ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler kapsamında basitleştirilmiş CDD ilkeleri belirlenmiş ancak anılan ilkelerin aklama veya terörün finansmanı riskinin oluşabileceği durumlarda uygulanamayacağı hüküm altına alınmıştır. Direktifte ayrıca alınması öngörülen tedbirlere ek olarak, nitelikleri gereği karapara aklama ve terörün finansmanı konusunda yüksek risk taşıyan işlemlerde genişletilmiş CDD tedbirlerinin uygulanması gerektiği de belirtilmiştir. 2005/60 sayılı Direktifte; yükümlülerin herhangi bir ekonomik ve hukuki sebebi bulunmayan karmaşık, olağandışı büyük çaplı işlemlerin, aklama ve terörizmin finansmanı ile bağlantılı olması ihtimaline karşı özel dikkat göstermeleri gerektiği vurgulanarak aklama veya terörün finansmanı suçunun işlendiğine ya da teşebbüs edildiğine dair bir bilgi, şüphe yada şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması halinde durumun FIU’a (1) bildirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yükümlülerin, aklama veya terörün finansmanı ile ilgili olduğu bilinen ya da şüphe duyulan işlemleri gerçekleştirmekten, FIU’yu bilgilendirmek için gerekli işlemler tamamlanıncaya kadar, kaçınmaları gerektiği hususunu vurgulayan 2005/60 sayılı Direktifte, ülke mevzuatlarına uygun olarak işlemin gerçekleştirilmemesi talimatının da verilebileceğini belirtmiş ve şüpheli işlemi gerçekleştirmekten kaçınılması imkânsızsa ya da bunun şüpheli işleme taraf olanların izlenmesine engel olma ihtimali varsa işlemin gerçekleştirmesi ve hemen ardından da yetkili otoritelere bilgi verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Direktifte, uluslararası işbirliğinin geliştirilmesinin aklama ve terörün finansmanıyla mücadelede bir zorunluluk olduğu yaklaşımı benimsenmiş ve üye devletlerin FIU’ları arasında bilgi değişiminde bulunulması gerektiği ifade edilmiştir. 1- FIU (Mali İstihbarat Birimi – Financial Intelligence Unit)’ya ilişkin ayrıntılı açıklamalar 5.7 bölümünde yer almaktadır.
Terörle mücadelede etkin tedbirler alınması ve terör eylemlerinin politik, felsefi, ideolojik, etnik, dini veya herhangi başka bir gerekçe ile haklı gösterilmesini önlemek amacıyla AK’ne taraf olan ülkeler tarafından hazırlanan Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi, El Konulması ve Terörizmin Finansmanına İlişkin AK Sözleşmesi, 16.05.2005 tarihinde Varşova’da imzalanmış ve yeterli sayıda Devlet tarafından imzalanarak 2006 yılında yürürlüğe girmiştir. AK Sözleşmesinin 1 inci maddesinde terörün finansmanı tanımlanırken, BM Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin 2 nci maddesine atıfta bulunulmuş ve anılan Sözleşmenin çalışmamızın “5.1.1. Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme” bölümünde de açıklanan hükümlerinin bu kapsamda dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. AK Sözleşmesinin 2 nci maddesinde; Tarafların, kısmen veya tamamen terörizmin finansmanı amacıyla kullanılan yada bu amaç için tahsis edilen ve yasal yada yasadışı kaynaklı malvarlıklarının veya söz konusu suç gelirlerinin araştırılması, izlenmesi, tespit edilmesi, dondurulması, el konulması ve müsaderesini temin etmesi ve bu konuda uluslararası işbirliğini sağlamaları gerektiği belirtilmiştir. AK Sözleşmesinin 3 ve 4 üncü maddelerinde; Taraf olan her devletin, suç vasıtaları ile gelirlerini veya bu gelirlere eşdeğer malların ve aklanan malvarlığının müsaderesini gerçekleştirmek için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri almaları gerektiği ve bu kapsamda müsadereye tabi olan bir malın tespiti, takibi, dondurulması ve el konulması için gerekli olabilecek yasal ve diğer önlemleri almalarının bir zorunluluk olduğu hüküm altına alınmıştır. Aklamada sadece yasa dışı yollardan elde edilen gelirler söz konusu iken, terörün finansmanında yasa dışı gelirlerin yanı sıra yasal yollardan elde edilen gelirlerin de varlığı göz önünde bulundurularak AK Sözleşmesinin 5 inci maddesinde; dondurma, el koyma ve müsadereye ilişkin tedbirlerin malvarlığının dönüştürüldüğü veya değiştirildiği gelirleri, gelirlerin tamamen veya kısmen yasal yollardan elde edilen malvarlığı ile karıştırılması durumunda, yasal gelirlerle karıştırılmış yasadışı gelirleri ve suç gelirlerinden, suç gelirlerinin değiştirildiği veya dönüştürüldüğü malvarlığından veya suç gelirlerinin karıştırıldığı yasal gelirlerden elde edilen gelir veya diğer menfaatleri de kapsaması gerektiği belirtilmiştir. Sözleşmenin 3, 4 ve 5 inci maddelerinde belirtilen müsadere, el koyma ve dondurmaya ilişkin işlemlerin yapılabilmesi için ülkelerin mahkemelerinin ve diğer yetkili makamlarının, banka ve mali veya ticari kayıtların gösterilmesini veya bunlara el konulmasını emretme yetkisi ile teçhiz olunmaları için gerekli olabilecek yasal ve diğer tedbirleri almaları gerektiğinin belirtildiği 7 nci maddede ayrıca tarafların banka hesaplarının gizliliği gerekçesiyle söz konusu tedbirleri uygulamaktan kaçınamayacakları da hüküm altına alınmıştır. AK Sözleşmesinin 2 ve 12 nci maddeleri hükümleri uyarınca; ülkelerin aklama ve terörün finansmanıyla mücadele amacıyla şüphe duyulan gelirlerle ilgili veya ulusal mevzuat gereğince bildirilen mali bilgileri toplamak, analiz etmek ve ilgili makamlara sevk etmekle sorumlu FIU kurmaları ve anılan FIU’nun şüpheli işlem bildirimlerinin analizi de dâhil diğer görevlerini yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu mali, idari ve yasa uygulama bilgilerine doğrudan veya dolaylı olarak ulaşım imkânının bulunmasını sağlayacak yasal ve diğer tedbirleri almaları gerekmektedir. AK Sözleşmesinin 2 ve 14 üncü maddeleri hükümleri uyarınca; bir işlemin aklama veya terörün finansmanıyla ilgili olduğundan şüphelenilmesi durumunda işlemi analiz etmek ve şüpheyi konfirme etmek amacıyla yürütülen işlemin askıya alınması veya ertelenmesi kararının verilebilmesi için FIU’ya veya başka bir birime yetki verilmesi gerekmektedir. Sözleşmede, işlemin ne kadar süreyle askıya alınacağı veya erteleneceği konularının ulusal kanunlar çerçevesinde belirlenmesinin uygun olacağı belirtilmiştir. FIU’ları arasında uluslararası işbirliğinin önemine de değinilen AK Sözleşmesinde, ayrıca her bir ülkenin FIU’nun diğer bir ülke FIU’nun talebi üzerine yürütülen işlemi askıya alma veya erteleme kararı almaya yetkili olmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir. AK Sözleşmesinin 2 ve 13 üncü maddeleri hükümleri uyarınca; ülkelerin aklama ve terörün finansmanın önlenmesi için ulusal düzenlemeler ve denetim veya izleme rejimini kurmaları ve bu kapsamda uluslararası standartları ve özellikle de FATF tavsiyelerini göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkındaki AK Sözleşmesi Türkiye tarafından 28.03.2007 tarihinde imzalanmış olup henüz onaylanmamıştır.
MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (FATF) ÇALIŞMALARI Terörün finansmanı konusunda ülkemiz açısından en önemli düzenlemelerden biri FATF’in karapara aklama ile mücadele amacıyla getirmiş olduğu 40 Tavsiyesine ek olarak terörün finansmanı ile mücadele amacıyla getirmiş olduğu 9 Özel Tavsiyesidir. Özellikle mali sistemin itibarı açısından ülkemizin bu tavsiyelere uyumu büyük önem taşımaktadır. FATF’in terörün finansmanı ile ilgili 9 Özel Tavsiyesi aşağıdaki gibidir; 1- Birleşmiş Milletler Belgelerinin Onaylanması ve Yürürlüğe Konması Her ülke Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair 1999 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni onaylamak ve tam olarak uygulamak için acil önlemler almalıdır. Ülkeler, terörist eylemlerin finansmanının önlenmesi ve durdurulmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Kararlarını, özellikle 1373 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararını derhal yürürlüğe koymalıdır. 2- Terörizmin, Terörist Eylemlerin ve Terör Örgütlerinin Finansmanının Suç Haline Getirilmesi Her ülke, terörizmin, terörist eylemlerin ve terörist örgütlerin finansmanını suç haline getirmelidir. Ülkeler, bu suçların karapara aklamanın öncül suçları olarak düzenlenmesini temin etmelidirler. 3- Terörist Malvarlıklarının Dondurulması ve Müsaderesi Terörist eylemlerin finansmanının önlenmesi ve durdurulmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Kararları uyarınca, her ülke terörizmin ve terörist örgütlerin finanse edilmesinde kullanılan paraların veya diğer malvarlıklarının gecikmeksizin dondurulması için gerekli önlemleri uygulamalıdır. Her ülke, terörizmin, terörist eylemlerin veya terörist örgütlerin finansmanına ait veya bunların finansmanında kullanılan ya da kullanılması tasarlanan malvarlığına el konulması ve bu malvarlığının müsaderesi için yetkili otoritelere imkân sağlayan yasal önlemleri de içeren önlemler benimsemeli ve yürürlüğe koymalıdır. 4- Terörizmle İlgili Şüpheli İşlemlerin Bildirimi Karaparanın aklanmasının önlenmesine dair yükümlülüklere tabi olan mali kurumlar veya diğer işletmeler veya varlıklar, fonların terörizm, terörist eylemler veya terörist örgütlerle bağlantılı veya ilgili olduğundan ya da bunun için kullanıldığından şüphelenirlerse ya da şüphelenmek için makul nedenleri olursa, şüphelerini yetkili otoritelere derhal bildirmelidirler. 5- Uluslararası İşbirliği Karşılıklı yasal yardım veya bilgi değişimine dair bir anlaşma, düzenleme veya diğer bir mekanizmaya dayanarak, her ülke bir diğer ülkeye, terörizmin, terörist eylemlerin ve terörist örgütlerin finansmanına ilişkin davalar, idari araştırma ve soruşturmalar ile cezai ve medeni uygulamalarda mümkün olan maksimum yardımı sağlamalıdır. Ülkeler, terörizmin, terörist eylemlerin veya terörist örgütlerin finansmanı ile suçlanmış şahıslar için güvenli sığınaklar sağlanmamasını teminen olası tüm önlemleri almalı ve mümkün olduğu takdirde bu şahısların suçu işledikleri ülkeye iade edilmesi için yürürlüğe konmuş prosedürlere sahip olmalıdır. 6- Alternatif Havale Yöntemleri Her ülke, gayri resmi bir para veya değer transfer sistemi veya ağı aracılığıyla transfer de dâhil olmak üzere, para veya değer transferi hizmeti sağlayan şahıs veya tüzel kişiliklerin lisanslı veya kayıtlı olmaları ve bankalara ve banka dışı mali kurumlara uygulanan tüm FATF Tavsiyelerine tabi tutulmalarının sağlanabilmesi için gerekli önlemleri almalıdır. Her ülke, bu hizmeti yasadışı bir şekilde yerine getiren şahısların veya tüzel kişiliklerin idari, medeni veya cezai yaptırımlara tabi olmasını temin etmelidir. 7-Elektronik Transfer Ülkeler, para havale edenler de dâhil olmak üzere mali kurumların fon transferlerinde ve ilgili mesajlarda havaleyi yapan kişiye ilişkin tam ve makul bilgileri (isim, adres, hesap numarası) temin etmelerini gerekli kılmak için önlemler almalıdır ve söz konusu bilgi transfer veya ödemeler zincirindeki mesajlarda yer almalıdır. Ülkeler, para havale edenler de dâhil olmak üzere mali kurumların, havaleyi yapan kişiye ilişkin tam bilgiyi (isim, adres, hesap numarası) içermeyen şüpheli fon transferi faaliyetlerini sıkı bir şekilde incelemelerini ve izlemelerini sağlamak için önlemler almalıdır. 8-Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlar Ülkeler, terörizmin finansmanı amacıyla kötüye kullanılabilen varlıklarla ilgili kanun ve yönetmeliklerin yeterliliğini yeniden gözden geçirmelidir. Kar amacı gütmeyen kuruluşlar özellikle istismara açıktır ve ülkeler bunların; (i) terörist örgütler tarafından yasal varlık süsü verilerek, (ii) varlıkların dondurulması önlemlerinden kaçmak amacı da dâhil olmak üzere, terörizmin finansmanının sağlanması amacıyla kendi çıkarları doğrultusunda kullanılarak, (iii) yasal amaçlı fonların el altından terörist örgütlere saptırılmasını gizleyerek veya saklayarak, 9- Kuryeler Aracılığıyla Para Nakli Ülkeler, nakit para ve para yerine geçen kıymetli evrakların fiziksel sınır ötesi naklini tespit etmek için bir bildirim sistemi ya da diğer beyan yükümlülüklerini de içeren önlemler almalıdır. Ülkeler, kendi yetkili makamlarının terörizmin finansmanı ya da karapara aklama ile bağlantısı olduğundan şüphelenilen ya da yanlış olarak bildirilen ya da beyan edilen nakit ya da para yerine geçen kıymetli evrakların durdurulması yada engellenmesine ilişkin yasal yetkilere sahip olmalarını sağlamalıdır. Ülkeler, yanlış bildirim(ler) ya da açıklama(lar) yapan kişilerle ilgili olarak etkili, orantılı ve caydırıcı yaptırımların uygulamaya konmasını sağlamalıdır. Nakit para ya da para yerine geçen kıymetli evrakların terörizmin finansmanı ya da karapara aklama ile bağlantılı olması durumunda ülkeler söz konusu para ya da araçların müsaderesine imkân veren Tavsiye 3 ve Özel Tavsiye III’e uygun yasamaya ilişkin olanları da içeren önlemler almalıdır.
BM ve FATF’nin yanı sıra 16-17 Kasım 2001 tarihinde Ottawa’da G20’lerin Maliye Bakanları ve Merkez Bankası yöneticileri tarafından terörün finansmanının önlenmesini teminen karşılıklı işbirliğine dayanan bir eylem planı oluşturulmuştur. Söz konusu eylem planı bağlamında alınması öngörülen tedbirlerin başında; tüm G20 üyeleri tarafından ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararlarının -özellikle de 1373 sayılı Kararın- uygulamaya konulması ve teröristler ile işbirlikçilerinin malvarlıklarının dondurularak uluslararası mali sisteme girişlerinin engellenmesi gelmektedir. Ayrıca söz konusu eylem planında her G20 üyesinin Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmeyi onaylayıp yürürlüğe koyması, Sınıraşan Organize Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni onaylaması öngörülmektedir.
|
||
|
Kullanım Şartları | Copyright © 2008 MASAK T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı
|
||